


gövdenin bazı özellikleri:

Kodak yeni TRUESENSE teknolojisi ile ccd imaj sensörlerindeki ışık duyarlılığını arttırdı. Kodak, bu teknolojiyi kullandığı KAI-02150 ve daha fazlasını vision2009 fuarında görücüye çıkarıcak. Yeni teknoloji özellikle trafik görüntüleme sistemlerinde uygulamalarda kullanılacak.

dijital fotoğrafın en küçük parçasına bildiğiniz üzere piksel deniliyor. cmos, ccd, four thirds, micro four thirds ve foveon ise dijital makinelerde filmin yerini alan en popüler algılayıcı tipleri. pikselin tanımlanmış bir boyutu yok, bu nedenle 1 piksel 1cm² alan kaplayacağı gibi 1/100cm² alanda kaplayabilir. algılayıcıların ise belirli bir alanları var ve malumunuz makineler küçüldükçe algılayıcı boyutları da bundan etkileniyorlar, bu da direkt olarak piksel boyutuna tesir ediyor.
pikselin ne işe yaradığını daha önce bir yazımda anlatmıştım, oradan alıntı yaparsam:

dijital fotoğrafla uğraşan herkesin bir şekilde haberdar olduğu raw, bir tür dijital kayıt formatıdır. filmin yerini alan algılayıcılar{ccd, cmos, foveon} ışığı sayısal veriye dönüştürerek farklı dosya şekillerinde dahili veya harici saklama ortamlarına aktarırlar. raw dosyalarını diğerlerinden{jpeg, tiff} farklı kılan ise makinenin yazılımı tarafından en az işlem görmesi ve hatta ham olarak saklamaya olanak tanımasıdır.
her üreticinin farklı bir uzantıyla{.raf (fuji);;.crw, .cr2 (canon);.tif, .k25, .kdc, .dcs,.dcr, .drf (kodak),.mrw (minolta);.nef, .nrw (nikon);.orf (olympus);.dng(adobe);.ptx, .pef (pentax);.arw, .srf ,.sr2(sony);.x3f (sigma);.erf (epson);.mef .mos (mamiya);.raw,.rw2 (panasonic);.cap, .tif, .iiq(phase one);.r3d (red);.fff (imacon);.pxn (logitech);.bay (casio);.rwz (rawzor)} sakladığı raw dosyalar bu sebeple dijital negatif{film} olarak adlandırılırlar, bunun bir nedeni de filmin karanlık odada geliştirme sürecine müsade eden yapısının bir benzerini dijital karanlık oda uygulamalarıyla sunmasıdır.
bu kadar çok raw{pdf} formatının bulunması işleme sürecinde önemli bir pazar payına sahip olan adobe tarafından 2004 yılında bir standarta bağlanmış ve dng{dijital negatif} adını almıştır.
objektif tarafından algılayıcıya aktarılan görüntü gri tonlarında algılacı tarafından sayısal veriye dönüştürülür, fotoğrafın renkli olmasını ise algılayıcıyı kaplayan renk filtreleri{bayer, foveon} sağlar.
raw dosyaları alınan veriyi kayıt edilen pikseller ve metadata olarak barındırır. metadata bize makineyle ve fotoğrafla her türlü bilgiyi{enstantane hızı, diyafram değeri, kullanılan objektif ve odak uzaklığı, flaş bilgisi, makinenin modeli ve seri numarası vb.} sağlar.
diğer dosya formatlarında ise tüm veri makinenin kullanıcı tarafından yapılan ayarlarına göre sıkıştırılarak{jpeg} veya sıkıştırılmayarak{tiff} daha sonra ham haline ulaşılamayacak şekilde kayıt edilir ve bu ayarlar dosyaya exif olarak gömülür, daha sonra dijital karanlık oda uygulamalarında fotoğraf üzerinde değişiklik yapılmak istenildiğinde ise fotoğrafın ham haline ulaşılamayacağından mevcut veri üzerinde işlem yapılır, yapılan işlemin kalitesi ise verinin kalitesi ile doğru orantılı olduğundan bazı değişikliklerin yapılması veri kalitesini düşürür ya da değişikliği olanaksız kılar.
peki raw bize ne kazandırır?.
raw kayıt edilmiş fotoğraf çekimden sonra veriyi bilgisayarınıza aktardığınızda fotoğraf o an çekilmiş algılayıcıdan makinenin imaj işlemcisine oradan da imaj yazılımı yerine sizin dijital karanlık oda uygulamanıza{dxo, aperture, lightroom, photoshop, capture one,bible, makineyle gelen raw işleme yazılımları} aktarılmış gibi olur, böylelikle çekim anında müdahale edebileceğiniz{renk uzayı, beyaz dengesi, pozlama telafisi, renk filtreleri, keskinlik, doygunluk, parlaklık, sıkıştırma derecesi, gürültü vb.} bazı şeyleri monitör karşısında ve zaman kısıtı olmadan rahatlıkla yapabilirsiniz, üstelik raw dosyanızı koruduğunuz takdirde bunu defalarca farklı şekillerde sonuca ulaştırmanız da size esneklik sağlayacaktır.
raw dosyaları sıkıştırma sürecinden daha az geçtiği için boyut olarak daha fazla yer kaplamalarına karşın günümüz depolama çözümleriyle bu konuda problem yaratmamaktadırlar, asıl problem dosyanın kayıt süresiyle yaşanmaktadır. bu konudaki zamanlama ise bütün yükü fotoğraf makinesinin işlemcisine yükler, kompakt makineler bu konuda ilk zamanlar oldukça sıkıntı yaşatsalar da{5mp bir raw dosyasının kaydı 30-35sn sürmekteydi} günümüz kompakt ve dslr makineleri bu sorunu kullandıkları tampon bellek boyutu ve işlemci hızlarıyla aşmışlardır.
kodak tarafından üretilen 50mp ccd{kaf 50100} algılayıcıyı kullanan ilk üretici olan hasselblad photokina 2008'de hasselblad h3dii-50 modeliyle yeraldı.
hasselblad yönetim kurulu başkanı christian poulsen, h3dii-60 modelinin ise 2009 yılında hazır olacağını fiyatının ise h3dii-50 modelinden %25 fazla olacağını açıkladı. adından da anlaşılacağı üzere h3dii-60, 60 milyon piksel kayıt edebilecek.
buradan hareketle kodak'ın 60 milyon piksel bir ccd algılayıcıyı duyurmasının ardından makinenin duyurlmasını beklemek şaşırtıcı olmayacaktır.
phase one tarafından 645 film formatında ilk tam boyutlu olarak duyurula n p 60+, 60.5 milyon pikselle 8984 x 6732 boyutunda kayıt olanağı sunuyor. dalsa tarafından geliştirilen ccd tipli algılayıcılar arkalık olarak 40000$ fiyata sahipken makine çözümü olarak 42000$a 2008 4. çeyreğinde piyasada bulunabilecek.
Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır. detaylar